''Sanalda Bizim Sesimiz''
 
AnasayfaTakvimSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En son konular
» Ebruli - Arsız Bir Nefesleniş / Nail varal
Paz Eyl. 02, 2012 3:11 pm tarafından zahide

» Ebruli - Sevmiyor Ressamlar Seni / Nail Varal
Paz Eyl. 02, 2012 3:08 pm tarafından zahide

» Değmesin Gözlerine Ayazlar / Nail Varal
Paz Eyl. 02, 2012 3:04 pm tarafından zahide

» Gülüşlerinin İntiharında Büyüttüm Seni Ben / Nail Varal
Paz Eyl. 02, 2012 3:01 pm tarafından zahide

» Karbeyaz Gülüşüne As Beni / Nail Varal
Paz Eyl. 02, 2012 2:46 pm tarafından zahide

» Kayıp Kentin En Gerçek Hikayesi / Nail Varal
Paz Eyl. 02, 2012 2:21 pm tarafından zahide

» Muhabbet Odası (Giriş)
Salı Ara. 22, 2009 11:28 pm tarafından Mavi güverte

» Şimdilik Yeni Radyo'muz Hayırlı Olsun!
Salı Ara. 22, 2009 11:25 pm tarafından EyLüL

» EzeL ; Bir İntikam Hikayesi !
Salı Ara. 22, 2009 11:20 pm tarafından EyLüL

En iyi yollayıcılar
EyLüL
 
kevser
 
SiyahBeyaz
 
_aLeyNa_
 
Admin
 
MrObut
 
ruseda
 
Mavi güverte
 
Lider
 
AsiLTurk
 
Günün Ayeti

Namaz Vakitleri

Paylaş | 
 

 Kayıp Kentin En Gerçek Hikayesi / Nail Varal

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
zahide

avatar

Mesaj Sayısı : 6
Rep Puan : 0
Kayıt tarihi : 02/09/12
Nerden : İstanbul

MesajKonu: Kayıp Kentin En Gerçek Hikayesi / Nail Varal   Paz Eyl. 02, 2012 2:21 pm

Ayrılığı yaşamdan tanımlamaya çalışmak doğuştan ama birisinin renkleri ve tabiatı anlatıp durması gibi bir şey. Ama insan bunu yapmaya çalışır fakat anlattıkları sadece hissetikleri ve kendisine anlatılandan ibarettir. Halbuki hayata dair şeyler hiçte tahmin ettiği gibi değildir. Keşke öyle olsaydı, ayrılık ayrılığın acı yüzünü görmeyenin anlattığı kadar kolay ve hüzünlü bir hikaye olsaydı sadece.

Ayrılık; kör testerelerle kesilmek gibi bir şey her gün. Günlerce darağacında çırpınırken bir türlü ölememek orada. Her nefesi yarım alıp ardını getirememek gibi bir şey, hayatı yarım yaşamak gibi aslında.

Ortak bir kaderidir aşıkların ayrılık.

Aşk”a biçilen ayrılık elbisesi sadece aşık için dikilmiş aşık için üretilmiştir ezel kadar uzaktan. Her insanın kendi cinsi için üretilen elbiseyi giyme zorunluluğu gibi her âşık er veya geç giyecekti bu libası. Bazen soğuklar içinde donacak, bazen ateşler içerisinde yanacaktı onunla. Altında yorgan üstünce mezar olacaktı acımasızca. Kör kuyular kadar daralacak bazen, gökler kadar genişleyecekti nice kez.

Âşık olmak, istemediğin birisine davetiye göndermek gibi ayrılığa davetiye göndermekmiş hâlbuki. “Ayrılığa razıyım demekmiş aslında âşık olmak birine. Bilmeden ateşler içerisine yürümekmiş yalınayak baş açık. Bilmeden, her gün çelikten tırnaklarla kalbinin kazınmasına onay vermekmiş aşık olmak ah.

Aylar önce ayrılığın bana yıldızlar kadar uzak bir gezegen olduğunu sanırdım. Sanırdım ki ben seni severken o karabasan Kaf Dağı”nın ardında sürgünleri yaşayacak ebedi. Zannederdim ki ayrılık bir gecelik, vuslatım ebedi giyeceğim tek elbisem olacak. Onu masallarda hikâyelerde öldüren bir acı, şairlerin şiirlerinde konuyu dramatize edip şiirlere renk katması için kullanılan renkli bir hece, gizemli bir bilmece bilirdim.

Öyle değilmiş halbuki. Aşk; hiç haber etmeden bir akşamüstü gitmekmiş vedasız öpücüklerle.

Şimdi, karların altında donmaya yüz tutmuş serçeler gibi üşüyorum yokluğunda sevgili. Yerde yok gökte yoksun, hangi takımyıldızının gözlerinde saklandın? Hangi gezegenin güneşsiz yamaçlarında bıraktın gölgelerini? Hangi cinlere perilere yedirdin o eşsiz hayalini rengini?

Görün bana ne olur. Yoksa bulamam seni.

Altımda aşk gözlerimde rüzgârlar uçsuz bucaksız gezenlerde seni arıyorum durmadan. Başımı birinden diğerine çarpıyor uzak diyarların ekvatorlarında saçlarımla geleceğimizin kaderini birbirine bağlıyorum kördüğüm. En çok mavi gezegenin önünde duruyorum. Çünkü kokun en çok bu gezegenden geliyor. Yedi Bin yıl önce aya doğru bakarak taradığın saçlarının yansıması en çok bu mavi denize düşüyor. En çok bu gezegenin adı adınla uyuşuyor. En çok bu gezegen seni bölüşüyor. En çok bu gezegende gidiyor sevilenler.

Adını yıldızlara öğretiyorum gündoğumlarında.

Kıta kıta gezinen dervişler gibi yıldız yıldız geziniyor bir elimde asa bir elimde yarım bir hıçkırık sesini arıyorum durmadan. Vakitsiz zamanlarda sancılanan kalbimi en çok sevdiğin yıldıza yaslayarak dinlendiriyorum. En çok gözlerindeki ışığı kullanan yıldızla dertleşiyor sırrımı en çok ona açıyorum. Giderken bakışlarını düşürdüğün yollar şimdi ışık fırtınası ey ışık yılı kadar uzak nefesim kadar yakın olan sevgili. Ben ki seni bıraktım hayatın gündemine, şimdi kayan her yıldız senin gözlerine kayar parlayan her güneş senin gözlerin için parlar. Kanatsız kuşlar göklerde en çok o toprak gözlerinin renkleri için yağar. Çok bekletme yar, bir süre sonra ardından koşturduğun o yaşlı gezegenin yokluğunda kavrulur volkanlar gibi patlar.

Şimdi ışık yılı kadar uzaktayım kayıp gülüm.

Geçmiş kavimlerin izdüşümlerini görüyorum zamanın gergefinde. Züleyha”nın acısına şahit oluyorum yalnız gecelerde. Kaçan Aslı”nın ardında sürüklenen bir ateş, çöl gecelerinde yanan mecnuni bir kandil tülleniyor uzakta. Elleri nasır tutmuş bir adam dağları delmeye devam ediyor hala. Derken, titreyen bir dal gibi “an denilen tele dokunuyor yüreğimin acısı. Ve tüm geçmiş kavimler, âşıklar ve aşklar polenler gibi boşluğa dökülüyor. Seni arıyorum aralarında delirmiş gibi. Eteklerini toplayıp sevgiliye koşan Fatıma gibi birinden diğerine koşuyor teker teker hepsinin gözlerine bakıyorum yalvarırcasına, yoksun…

Bu gün İdris”im sevgili, saklanma.

Düşmanlarına karşı binlerce kilometre bakırdan eritilmiş kurşun dökmeye geldim yanına. Gizlenme “imdat eyleyenin adı ile gelen elçiden. Ne sahra bıraktım ne çöl, ne deniz bıraktım ne göl, ne şehir bıraktım ne köy. Saat saat, dakika dakika varlığın kızıl gerdanına seni astım bir inci bir mercan gibi, gör.

Saklanma, ay ışığında parlayan beyaz gümüş ellerini koynuma sokmaya geldim. Sok ve çıkar, gör bak nasıl Musa gibi apaydınlık olacak.

Sarhoşuyum şimdi yokluğunun ey ruhumun firari kaçkını.

O, yıllanmış şarabı gözlerinden içtiğim günden beri bir o yana bir bu yana devrilip duruyorum yollarda. Aklıma gelmeyen şeyler geliyor bilmediklerimi biliyorum her gece. Her gece karanlığı örtüp çıplak tenime secdeye gidiyorum iniltilerle. Kadehler dolusu içmiş gibi sarhoşum şimdi. Saklanma yorulursun, öyle şeyler getirdim ki sana bilsen baştan ayağa el ayak kesilir divanıma durursun.

Fakirliğim sensizlik, zenginliğim gönlündür. Bulunmaz bende cennet varedemem sütten akan ırmaklar, veremem kutsal kitapta yazılanları ben sana. Yeryüzünün cenneti Süleyman gökyüzününki İsa”da saklı gitti. Bende krallık değil aşk cenneti gözlerinden kat kat meyhaneler bulursun. Bulursam seni reddetme sakın kovma kapından, o kadar büyüdüm o kadar yüceldim ki yıkılırım üstüne ziyan olursun.

Bulmama izin ver seni ey kayıp kentin en gerçek hikâyesi. Ey zamanın ensesine dokunan Azrail”in nefesi! Ey kurak bozkırların yağmur gözlü hissesi! İzin ver sobeleyeyim o zümrüt cennetini. İzin ver affedeyim gidişinin ihanetini.

Hadi görün bana, görün bana ki toplayıp tüm ağırlıklarımı huzurunda ölmelere geleyim. İstemem servetini sevgili, saltanata doydum ben. Saklandığın yerden bir selam gönder, dalgalandır saçını kokunu ver rüzgârlara asırlar ötesinden kalkıp sana geleyim.

26 Mayıs 201
2 – 00.18
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.nailvaral.com
 
Kayıp Kentin En Gerçek Hikayesi / Nail Varal
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» u.s.n.g kayıt
» Nedir Bu "Gel Gel Kayıkçı"?
» Fm 2009 Kayıtlı Oyun Editör
» Sizce İchigo ve zangetsunun gerçek gücü ne ?
» Su ile Gülün Hikayesi...

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
''Sanalda Bizim Sesimiz'' :: Diger Konular :: Kendi Yazdıklarımız-
Buraya geçin: